Salı, Aralık 11, 2018

Fenerbahçe’nin en iyi sezonlarından

1988-1989

103 Golle Gelen Şampiyonluk

Sezon açılışında Başkan Tahsin Kaya çok sıkıntılıydı. 1986-1989 seneleri arasında Fenerbahçe Başkanlığı yapan ;  ilk senelerinde hiçbir başarıya imza atamamış ve taraftarın tepkisini alan başkan kara kara düşünmekteydi.

Koltuğundan kalkamıyor, yeni sezonda böylesine kötü futbol oynayan bir takım seyretmek istemediğinden dert yanarak söyleniyordu: “Bu yıl da işimiz zor. Bu takım bizi yine hasta edecek.”

Takım bir önceki sezon ligi sekizinci bitirmiş ve şampiyon olan en büyük rakibinin 35 puan gerisinde kalmıştı. Böylesi bir tablonun ardından başkan 15 milyar lira harcayıp 13 transferle yeni bir takım kurmuştu. O takımı oluşturmak hiç kolay olmamıştı. Yıldız olarak sadece Rıdvan Dilmen kadrodaydı ki Tahsin Kaya hem kendisini Fenerbahçe tarihinin en başarısız başkanı olmaktan kurtaracak hamleleri yaptı. Takıma Türkiye Kupası’nda 5-0’lık yenilgiyi tattıran Sakaryaspor’dan Oğuz Çetin, Aykut Kocaman, Turhan Sofuoğlu ve Serdar Şenkaya’yı transfer etti. Trabzonspor’dan Şenol Ustaömer, Rizespor’dan Hakan Tecimer alınmış; en büyük bomba da Almanya’nın efsane kalecilerinden Harald “Toni” Schumacher’le patlatılmıştı. Lig devam ederken de Hasan Vezir kiralanmıştı. Teknik direktörlüğe de sarı-lacivertlileri son kez şampiyon yapan isim Todor Veselinovic getirilmişti.

 

İşte o takım sezon başında yapılan hazırlık maçında sıradan bir 2. lig ekibine gol atamıyor, başkan stat gişelerine 15 milyon lira hasılat bırakan seyirciye bakarak “Bu takımın nesini seyrediyorlar? Bu futbolcular, bu seyirciden de mi utanmıyor?” diyerek maç bitmeden, arkasına bakmadan çekip gidiyordu.

Fenerbahçe’de sadece saha içinde değil, kulüp içinde de işler karışıktı, büyük bir idari kriz yaşanıyordu. Kaya’nın Melih Âşık’ı tekrar futbol şubesi sorumlusu yapması ve Özer Kanra, Ahmet Erol ve Melih Ilgaz’ın buna karşı çıkması sorunun temelinde yatıyordu. Önce başkan istifa etti ardından aralarında Fikret Arıcan, Cihat Arman ve Halit Deringör’ün de olduğu yedi kişilik “Başkanı İstifadan Caydırma” ekibinin çalışmaları olumlu yanıt verdi ve Kaya tekrar koltuğuna oturdu; böylece Fenerbahçe’de istifa edip geri dönen başkan modeli başlamış oldu!

 

Ziya Şengül’ün , Hürriyet gazetesinde yazdığı yazısının başlığı “Bu Fener, deli eder!” di ; başkanı yönetimi ve futbolcuları topa tutuyordu. Schumacher ve Turan dışındaki tüm oyuncuları eleştiriyor hocaya Rıdvanı neden oynatmıyorsun diye soruyordu. O gün Fenerbahçe TSYD Kupası’nda Beşiktaş’a 3-2 yenilmişti. Üstelik rakip 2-1 yenikken, yeni yıldızı Les Ferdinand’ın Nezihi Tosuncuk’a tekme atması nedeniyle 43. dakikada 10 kişi kalmıştı.

Hâlbuki birkaç hafta önce yazmış olduğu yazıda “Soranım çoktur… Sokakta, lokantada ve statlarda: ‘Fenerbahçe nasıl bu sene? Ne yapar?’ diye. Geçen sezon başında soranlara cevabımda yanılgı içinde olduğumu hatırlatmak isterim. ‘İyi’ dedik, kötü bitti. Bu sezon başında soranlara ‘İyi ve bu kez yanılacağımı sanmıyorum’ diyorum. Çünkü bana soranlara, ben de ‘Sizce nasıl?’ diye sorar olduğumda, ‘Çok çok iyi’ yanıtını aldığımı belirtmek isterim.” cümlelerini sarfetmişti.

 

Tepkiler gayet doğaldı çünkü hazırlık maçlarında PTT ve Sarıyer’le de golsüz berabere kalan takım, kupanın diğer ayağında da Galatasaray’a 1-0 yenilmişti

Ayrıca sezon başlar başlamaz yıldızlar ve hoca arasında bir ego savaşı başlamış; ilk kıvılcım Veselinoviçle Schumacher arasında patlak vermişti. Alman kaleci kendisiyle aynı dili konuşan bir Alman libero istiyordu fakat Veselinoviç Yuguslav Zavko ile el sıkışmış ve kampa getirmişti.  Çıkan gerilimden sonra yönetim Yugoslav liberoyu geri gönderiyor fakat Alman libero da almıyordu. Libero yine emektar Müjdat’a kalmıştı.

Ligin ilk maçına bu şartlar altında Rize’de çıkan Fenerbahçe ilk yarıyı kötü bir oyun neticesinde 0-0 bitiriyor ve umut vadetmiyordu. Tribünlerde ve tv başında seyreden taraftarlar homurdanmaya başlamışlardı. Veselinoviç 2.yarı çılgınca bir şey yaptı. Askerliği nedeniyle takımla beraber kamp dönemi geçirememiş ve kondisyon eksiği olan hatta kadroda dahi düşünülmeyen Aykut Kocaman’ı sahaya sürdü. Aykut  attığı 4 golle maçı 5-0’a getirdi ve muhteşem sezonun açılışını yaptı. Kocaman takımla beraber tek antrenman yaparak çıktığı maçtan sonra şöyle konuşmuştu: “Hâlâ kendimde değilim, sersem gibiyim. Böyle bir başlangıç benim için hem avantaj, hem de dezavantaj. Taraftarlar benden her maçta gol bekleyecekler. Onları mahcup etmeyeceğim.”

 

Fenerbahçe sonraki haftayı 4-0’lık Altay galibiyetiyle geçse de arkasından iki hafta golsüz beraberlik yaşandı. 4. haftadaki Samsunspor maçında başkan Tahsin Kaya’nın kötü futbolu şikâyet ederek maçı 65. dakikada terk etmesi, karşılaşma sonrası Rıdvan’ın taraftar yumruklarına hedef olması ve Dereağzı Tesisleri’ne sığınarak canını kurtarması hayal kırıklığının boyutunu ortaya koyuyordu.

Fakat aynı Rıdvan 2 hafta sonra omuzlarda taşınacaktı. Galatasaray maçında muhteşem oyununu Oğuz’dan aldığı pasla golle süsleyecek ve taraftarla buzları eritecekti. Veselinoviç oyundan memnundu: “Yazık, fark kaçtı. Aynı oyunu sezon sonuna kadar sürdürmeliyiz.” Schumacher de “Bu maçı bir aile olduğumuz için kazandık” diyerek takım ruhlarının olgunlaştığının altını çiziyordu. O gün Fenerbahçe, liderliği Galatasaray’dan geri almıştı.

 

Sonraki hafta Trabzon’dan 0-0 lık sonuçla dönen takımın hocası Veselinoviç umutlu konuşuyordu. “Trabzon deplasmanından puan çıkaran ekip şampiyonluğu kovalar. Şampiyonluğun en güçlü adayları Fenerbahçe ve Trabzonspor’dur. Galatasaray ile Beşiktaş bu yarışı zor sürdürürler” . Trabzonspor teknik direktörü Şenol Güneş ise “Bu mu şampiyonluğa oynayacak Fenerbahçe?  Fenerbahçe bu futboluyla şampiyonluğun favorisi, Trabzonspor da zirveyi zorlayacak takımsa bu Türk futbolunun utancıdır.” diyerek öngörüsüzlüğünü bir kez daha tüm Türkiye’ye göstermiş oluyordu.  Galatasaray ise 20. golünü atmış ve liderliğe yükselmişti.

5 Ekim Çarşamba günü Galatasaray ve Sakaryaspor Avrupa kupalarında rakiplerini elediler ve bir üst tura çıktılar. Beşiktaş’ın payınaysa Dinamo Zagreb’e elenmek düşmüştü. Yeni rakipler Neuchatel Xamax ve Eintracht Frankfurt’tu. Avrupa kupalarında oynayamayan Fenerbahçe ise hıncını Ankaragücü’nden çıkartmış ve rakibine 5 atmıştı. Başrollerde üç gol atan Aykut ile üç asist bir golle oynayan Rıdvan vardı.

16 Ekim günü Beşiktaş , Ferdinand ve Feyyaz’ın golleriyle Fenerbahçe’ye ilk yenilgisini tattırıyordu. Galatasaray’ı 2-1 yenen, Sercan’lı, Mustafa Yücedağ’lı, Feridun’lu Sarıyer ligin zirvesine kurulmuştu! Trabzonspor  bir sonraki hafta lider Sarıyer’i 2-1 geriden gelip yeniyor ve  koltuğu Fenerbahçe’ye geri veriyordu.

 

Bu sırada Samsunspor ‘un ikinci devrenin ilk maçı için Malatya’ya gittikleri otobüs bir kamyonla çarpışmış, Mete Adanır  ve Samsunspor’un antrenörü Nuri Asan şoförlerle birlikte hayatını kaybetmiş, kaleci Fatih, Emin, Tomiç, Burhanettin, Erol, Sanver, Nasır, Yüksel, Orhan kısacası neredeyse tüm takım hastanelik olmuştu. Federasyon kırmızı beyazlıları maçlarını iptal etti ama onları ligde tutma kararı verdi. Kazanın ve kayıpların  üzüntüsüyle başlayan ikinci devrede her takım Samsunspor’u 3-0 mağlup etmiş kabul edildi. Fenerbahçe’yse galibiyetlerine ve gollerine Rizespor’u yenerek devam etti. Hasan golleri, Rıdvan penaltıyı kaçırmış, maçı Oğuz iki golüyle kurtarmıştı. Rizespor’dan Muharrem, Fenerbahçe’de oynayan ağabeyi Hasan’a attığı tekmeden sonra sarı kart görmüştü!

Sırasıyla Boluspor’a dört, Adana Demirspor’a altı, Trabzonspor’a beş gol atan Fenerbahçe artık uçuşa geçmişti.

Ankaragücü’yle 1-1 berabere kaldılar ve bir anda liderliği yine Beşiktaş’a kaptırdılar. Siyah beyazlılar da Kadıköylüler kadar golcüydü ve Feyyaz, Ferdinand, Ali, Mehmet, Zeki ve Halim rakiplerine acımıyordu. 25. maçlar sonunda Beşiktaş 19 galibiyet, 6 beraberlik ve 62 gole imza atarken, Fenerbahçe’den bir beraberlik öndeydiler. Sarı lacivertlilerin gol sayısı 69’u bulmuştu. Sırada bu iki rakibin karşılaşması vardı.

Galatasaray’sa artık ligi bırakmış,UEFA serüveniyle ilgileniyordu. Olaylı Neuchatel Xamax galibiyetinden sonra Arsene Wenger’in Monaco’sunu deplasmanda, Tanju’nun golüyle 1-0 yenmişler 15 gün sonra da Hoddle’lı, Fofana’lı ve George Weah’lı Monaco’yu, cezaları nedeniyle maçı oynadıkları Köln’de elemişlerdi.

 

Lige dönersek , Fenerbahçe ile Beşiktaş ;  Fenerbahçe Stadı’nda karşı karşıya geldiler. O sezon oynanan üç maçta da Beşiktaş rakibini yenmeyi başarmıştı ve ilk golü de 14. dakikada Ali’nin ayağından buldu. Ancak bu sefer dersini iyi çalışmıştı Fenerbahçeli futbolcular ve yanıt için gecikmediler; Aykut sadece 11 dakika sonra eşitliği sağlamıştı bile. Kıyamet, dakikalar 64’ü gösterirken koptu. Hakan Tecimer golü attı. Ulvi, Recep, Kadir, Gökhan, kısacası tüm Beşiktaş defansı hakem Erman Toroğlu’nun düdük çalıp penaltı verdiğini, bu yüzden durduklarını söylerken, Toroğlu “Düdük çalmadım. Sadece penaltı noktasını gösterdim, ardından atağı devam ettirdim” diye açıklama yapacaktı.

Bu mağlubiyet sonrası Beşktaş Teknik Direktörü Gordon Milne “Kavgayı kaybettik, savaşı değil. Bu mağlubiyetle dünyanın sonu gelmedi. Daha ligin bitmesine çok zaman var. Zirve her an değişebilir. Beşiktaş olarak sakin düşünüp sağlıklı karar vermeliyiz.” dese de bu mağlubiyet sonun başlangıcıydı.

Bu maçtan sonra seri galibiyetler geldi ve Beşiktaş düşüşe geçti.

Fenerbahçe’de artık şampiyonluk konuşulmuyordu; gündem artık takımın 100. golünü kimin atacağıydı. Futbolcular kalan altı maçta 10 gol atacaklarına inanıyorlardı. Onları kamçılayan bir şey daha vardı: Futbol Şubesi sorumlusu Metin Aşık 100. golün atıldığı maçtan sonra futbolculara özel ödüller vereceğini söyleyip “Hele o güzel günü bir görelim” diye konuşmuştu.

O güzel günden önce büyük bir gün yaşadılar ve Federasyon Kupası yarı finalinde Ali Sami Yen Stadı’nda 3-0 geriden gelip Galatasaray’ı 4-3 yendiler. Maçtan sonra konuşan Veselinoviç devre arasında yenileceklerini hiç düşünmediğini söyledi. “Biz inandık ve kazandık. Bu maç nesilden nesile anlatılmalı. Fenerbahçe bugün destan yazdı.” O ve futbolcuları belki devre arasında inançlarını koruyorlardı ama bir kişi onlar gibi düşünmüyordu. Başkan Tahsin Kaya stadı yine ilk yarı sonunda terk etmişti. Galibiyeti duyunca apar topar Mecidiyeköy’e döndü ama kendisi kaybetti, o muhteşem ikinci yarı performansını göremedi.

“Rıdvan, Oğuz’un ara pasına atak yaptığında bir anda kaleci ile karşı karşıya kaldı. Gol deyip orta sahaya yöneliyordum ki topun üstüme doğru geldiğini gördüm. İçgüdümle kafa vurdum. Sanırım güzel bir gol oldu” diye anlatıyordu Turan Sofuoğlu 100. golü. O beklenen gol, ligin son maçında, üçüncülük için Fenerbahçe’den puan almak için sahaya çıkan Sarıyer’e karşı henüz 5. dakikada gelmişti. Kutlamaları çığırından çıkan gol 86’da yılın transferi Hasan’dan gelmiş ve Fenerbahçe şampiyon olmuştu.

Aykut, Rıdvan, Hasan ve Oğuz o sezonun 103 golünün 73’üne imza attılar. Oğuz ve Hakan orta sahanın hücum aksiyonlarını kurgularken, Turhan onların hamallığını yapıyor, Türkiye’deki ilk önlibero performanslarından birini sergiliyordu. Onun, Hakan’ın ve sol bek Şenol’un gol sayılarının toplamı bile 20’yi bulmuştu. Galatasaray’la Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final başarısı gören Mustafa Denizli sezon sonunda görevini bırakırken “Yıllar sonra Fenerbahçe’nin şampiyonluğu belki hatırlanacak ama Galatasaray’ın Avrupa kupalarındaki başarısı asla unutulmayacak. Fenerbahçe arşive, Galatasaray tarihe geçti” sözü gerçekten fiyakalıydı ama o Fenerbahçe’yi kimse unutamadı!

Banner Content

0 Yorumlar

YORUM YAPIN