Cumartesi, Haziran 23, 2018

Geçtiğimiz sezon Süperlig seyirci ortalaması 8 bin 427. Avrupa’nın seyirci ortalamasında lideri 43 bin 193 ortalamayla Bundesliga. Şaşırtıcı başka bir rakam Atlanti k’in öbür yakasından geliyor. Futbolun pek revaçta olmadığı Amerika’da MLS liginin seyirci ortalaması 22 bin 179. Yani neredeyse Süper Lig’in üç katı.

Süper lig için ise tablo karanlık. 2017/18 sezonunun ilk 4 haftasında 8 bin civarlarında ortalama devam etti, seyircisiz maçları hesaplamadan çıkardığımızda ise bu rakam 12 binleri görüyor. Geçen yıla göre hafif bir kıpırdanma olsa da kış sezonunun başlamasıyla birlikte bu rakam muhtemelen düşecek ve çok büyük bir etken olmadıkça yıl sonu Süper Lig ortaması 8 bin ile 11 bin arası sonuçlanacak gibi görünüyor.

Tribün dergi tarafından yapılan bir ankette katılımcılara, ‘Sizce Türkiye’de Tribünler Neden dolmuyor?’ sorusu yöneltildi. Ankete göre, katılımcıların %39’u Passolig zorunluluğu, %31’i tatmin etmeyen futbol, &27’si biletlerin pahalı oluşu, %3’ü de konforsuz stadyumlar seçeneklerini tercih etti.

Anketlere ve maça giden taraftar ve taraftar gruplarına neden stadların dolmadığına dair soru yöneltildiğinde ise direk gelen ilk cevap e-bilet,pasolig uygulaması ve 6222 sayılı kanundan kaynaklanan keyfi ve baskıcı uygulamalar. Taraftar gruplarına göre , e-bilet ve passolig uygulamasıyla hedeflenen; endüstriyelleşen futbol ekonomisi içinde, makul,itaatkar ve paralı bir müşteri kitlesi yaratmak ve endüstriyel futbola direnen tribün gruplarını fişleyerek kontrol altına almaktır. Haksız sayılmazlar çünkü pasolig uygulamasından sonra stadlarda yaşanan şiddet olayları azalmak şöyle dursun misliyle artmış durumda ve sözüm ona e-bilet sayesinde suçluyu bulup yakalayacak olan sistem topyekün bir uygulamayla kişilere değil komple tribünlere ceza vermekte. Bunu en yakın örneği daha sezon başında Bjk,Konya,Göztepe ve Eskişehir’e verilen seyircisiz oynama cezalarıdır. Sahaya giren veya olay çıkartan taraftarları yakalamaktansa topyekün bir çözümle sahaları kapatan zihneyetin amacının dedikleri gibi suçluyu yakalamak olmadığı gün gibi aşikardır.

Peki bu kadar seyirci kaybı ve stadların boş kalmasına rağmen neden hala bu uygulamada ısrar ediliyor acaba …

Bunun kaynağı açıktır ki şiddeti önlemek veya sahaardaki olayları azaltmak değil ; kapitalist ekonomi ve pazar şartlarının kulüplere dayatılması; milyarları bulan futbol rantının, hala dernekler olarak ve amatörce yönetilmekte olan kulüplerin elinden alınıp, yandaş sermayeye ve finansal şirketlere peşkeş çekilmesidir.Passolig’in asıl gayesi bilet satmaktan çok;yandaş kurumun mevduat bankacılığı yapması için müşteri toplamak ve diğer benzin,marketler zinciri gibi bağlı kurumları ihya etmektir.

‘İnsanlar maça gitmek için neden bir bankanın müşterisi olmak zorunda?’ bunun izahı hiç bir yetkili tarafından yapılmadı henüz. Ya da ‘İnsanlar maça gidebilmek için neden tek bir bankanın müşterisi olup, 36,5 TL gibi bir yıllık ücret ödemek zorunda?’ gibi sorular insanların aklını kurcalıyor.

Passolig’in tribündeki taraftar sayısına etkisi iki unsurla ilintili. İlk olarak Passolig insanların maça gitme pratiklerini zorlaştırdı. Bir haftasonu etkinliği olarak maça gitmek için artık bir prosedür engeli var insanların önünde. İsteyen artık istediği maça gitmekte sıkıntı yaşıyor. İnsanların çevresiyle birlikte maça gitme arzuları, futbol etrafında sosyalleşme imkanları artık kısıtlanmış vaziyette.
Diğer bir unsur da meselenin maddi külfeti. İnsanlar her yıl Passolig’e kart bedeli ödemek zorundalar ve bunu niçin ödedikleri kısmına dair kafalarında bir çok soru işareti var. Bilet fiyaları ve oynanan futbolun kalitesi gibi diğer faktörler de bu isteksizliği tetikliyor.

Ayrıca bu sistemle karaborsayı yok edeceğini açıklayan pasoligin bırakın yok etmeyi karaborsayı direk internet üzerine indirgeyip hiçbir emek harcamadan elektronik yolla bilet veya kombine alıp; bunu bilet bedelinin( özellikle derbi ve avrupa maçlarında) 3-4 katına pazarlayabilecek bir alan yaratması da karaborsacıların ekmeğine yağ sürmüştür.

Ayrıca herşeyi geçtik diyelim serbest ekonomi var ve bu ürünün piyasa şartlarında pazarlanması gerekiyor.O zaman piyasa şartlarında bir ihale yapılıp bu kartın ve sitemin kulüpler tarafından bankalarla anlaşılıp istenilen şartlarda sunulması gerekmez mi?

Pasolig uygulamasından gördüğümüz şey; serbest piyasa değil tamamen ülkeyi yöneten oligarşik hatta tek adam rejiminin kendi yandaş bankalarını ve kurumlarını ihya etme ve bu kurumlar üzerinden futbol rantını tekelleştirme uygulaması olduğudur. Bu uygulamayı yürüten kurumun Aktif Bank olması ve İstanbul’daki şube sayısının yazıyla bir, sayıyla 1 ve Türkiye’deki toplam şube sayısının ‘8’olması bu projenin neden yapıldığının en önemli göstergelerindendir. Tribünlerdeki rantı, karaborsayı sözde bitirmek için yapılan bu kartın esasen başka büyük bir rantı yarattığı ortadadır. Her satın alınan biletten 2 lira alınması, karttan yıllık aidat alınması (ki bu aidat şirket politikasıyla her yıl arttırılarabilir.) vs. bu büyük rantı oluşturuyor. Bu rantın kimlerin cebine legalleştirilerek gireceğini ise herkesin malumudur.

Son olarak bu sisteme karşı ne yapılabilir veya ne yapılmalı ?
Geçtiğimiz 3 sene şunu gösterdi ki pasolig boykotları ve stadları terk etmek bırakın bir fayda sağlamayı , iktidara ve onun güdümündeki kulüplere dikensiz gül bahçesi bırakmıştır.
Bu sistemden aktifbank ve yandaş kurumlar nemalanmı,mevduat ve müşteri edinmiş bu sayede milyonları bulan rant elde etmiş, özellikle Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın yaptığı gibi kulüp başkanları tc noya yönelik bu sstem sayesinde istedikleri kişileri tribünden ayıklamış,hatta blokları ve tribünleri kapatarak istemedikleri grupları stadlardan men etmişlerdir. Stad çevreleri ve satış alanarı parsellenmiş, geniş polis barikatları arkasında kart sistemiyle birlikte “istenmeyen” unsurlar stad çevrelerinden temizlenmiştir.

Bütün bunlar da gösteriyor ki e-bilet ve pasolige karşı direniş stadları boykot etmekle bir sonuca ulaşamayacaktır. Her alanda uygulanan baskıcı rejime ve keyfi uygulamalara karşı mücadele edilmeden sadece pasolig karşıtlığı üzerinden ve stad boykotlarıyla bu soruna karşı durulamayacağı geçen sürede görülmüştür.

İsyan ve direnişin başlaması gereken nokta işte tam da burasıdır. İnadına stadları ve spor alanlarını yandaş gruplara ve gerici güruhlara terk etmek yerine içeride olarak protestoların bu şekilde yapılması ; stadlar ve spor alanlarının iktidarların ve paralı başkanların malı değil , halkın ve o armaya sevdalı taraftarların olduğu ;buralarda biz varsak yüzlerce yıllık camiaların yaşayabileceği yoksak 3-5 para babasının ve iktidar yandaşlarının oyuncağı olacağı ve proje takımlarının yüzlerce yıllık camiaların yerine parlatılıp “İşte Türk Futbolu” naralarının atılacağı gerçeğini unutmamak lazımdır.

Unutmayalım ki başka türlü bir şey bizim istediğimiz.
Başka bir tribün,futbol ve başka türlü bir hayat mümkün.
Yeter ki istemesini bilelim …

Banner Content
Tags:

Benzer Yazılar

Benzer Yazı Bulunamadı

0 Yorumlar

YORUM YAPIN