Perşembe, Ağustos 16, 2018

 

Muhsin Özdemir isimli dostumuzun göndermiş olduğu yazıdır …

 

 

Fenerbahçe halkın takımı olur mu?

Günümüz futbol endüstrisinde bunu söylemek kolay mı? Söylerken bile artık futbol endüstrisi deyimini kullanıyorsak bu koşullarda halkın takımı nasıl olur?

Futbol bir spor oyunudur. Ama bu öyle bir oyundur ki “oyun olmaktan” çoktan çıkmıştır. Kazanmanın ne olursa olsun meşru olduğu dostluğun değil paranın ön plana çıktığı kitleleri coşturmaktan çok uyutmanın bir aracı haline gelmiş fakirlerin seyredip zenginlerin oynadığı bir spor dalıdır artık.

Her yıl ağustos ayına doğru ben de bir kombine alma tutkusu başlıyor. Ama ay sonunda geçiyor. Neden mi?

Çünkü takımın maçlarını kaçırmak istemiyorum. Stada gidip destek vermek istiyorum. Ama gel gör ki ; her yıl daha ağustosta şampiyonlar ligi ön eleme maçında elenmiyor muyuz, daha o zaman sezonun nasıl geçeceğinin işaretleri geliyor. Ben de protesto etmek için kombineden vazgeçiyorum.

Passoligler

Tam de Gezi’nin günlerinde gündeme gelen passolig o zamanki ruh ve havayla geri çektirilebilirdi ama maalesef çabuk pes ettik.

Düşünüldüğünde saçma mı saçma, tamamen birilerinin rantı için ortaya konduğu açık açık belli olan böylesine soyguncu bir sisteme nasıl teslim olduk hala aklım almıyor. Sanırım maç tutkunu olupta almayan da kalmadı gibi.

Düşünsenize sadece size bir kart veriliyor, bu karttan her yıl “kart aidatı” adı altında her yıl 20-30 tl para alınıyor. Kartın maliyeti nedir ki? Bilet alırken de zaten biletinin parasını veriyorsun.  O zaman bu aidat niye?

Yani soygunculuğun bu kadar resmiyet altına alınmış başka biçimi (en azından bu kadar) yoktur. Banka kartlarında da böyle bir şey var diyebilirsiniz. Ama onlarda da artık çoğu bir şekilde almıyor. Anlaşmalı olduğunuz bankalar, belli bir limiti tutturma v.s bir şekilde alınmıyor. Ayrıca onlarda hiç değilse puan birikiyor. Alışverişte kullanıyoruz. Sonuçta banka işi biraz daha farklı. O da yasal diye doğru bir şey olduğunu söylemiyorum. Onlarda ayrı bir soygunculuk. Ama almak zorunda değilsin. İstersen kullanmayabiliyorsun. Ama gelgelim bu passolig tam bir soygun. Durduk yerde kişi başı her yıl sadece kartı taşıdığın için para veriyorsun. Kişi sayısı ile çarptığınızda gerçekten büyük rakamlar. Durduk yerde birileri hiçbir şatış yada hizmet yapmadan senden dünyanın parasını alıyor.

Bu konuda taraftarlar birlik olup bir örgütlenme sağlayıp derhal vazgeçirmeliler. Efendim ne olacak yılda bir kez bu parayı ödeyelim demenin hiçbir geçerliliği yoktur. Soygun soygundur.

 

Seçim süreci

Haziran ayında takımımızın seçimi olacak. Maalesef günümüz spor endüstrisinde başkanların halktan oluşma şansı yok. Daha doğrusu böyle bir örnek yok. Bu yüzden bir burjuva, sermayedar birileri hep başkan oluyor. Bunların içinde düzgün diyebileceğimiz burjuvazinin kültürünü de almış kişilerde oluyor, mafyatik müteahhitlikten dönme kişilerde olabiliyor. Biz artık bunlardan her hangi biri arasında seçim yapmak zorunda kaldık.

Peki çok mu zor halkın içinden çıkmış birini seçebilmek. Evet zor. İmkansız değil ama zor. Neden zor?

Bir defa başkanlar bir sürü vaatlerle işbaşına geliyorlar. Bunların içinde de en büyük vaat, para vaadi oluyor. İşte bilmem şu kadar bağış yapacağım. Ya da şunu kendi paramla transfer edeceğim gibi. Ee sıradan birinin bu paraları çıkarması çok zor. Ama bakıldığında bu paraların hepsi bizden çıkıyor. Yani taraftarın sayesinde kazanılıyor. Yani kimseden de bir şey çıktığı yok. Sizce bir başkan adayı niye bu kadar çok bağış yapmak ister ki. Çıkarı sadece takım aşkıyla açıklanabilir mi? Yeri geldiğinde işçinin maaşını doğru dürüst vermeyen, sigortasını yatırmayan bir iş adamı iş takıma gelince geri dönüşü olmayan bu kadar parayı niye bağış yapar? Sonuçta bir çok kişinin bu sayede toplum ve ülke içinde kazandığı statü yardımıyla büyük ihaleler aldığını, itibar kazandığını aslında hepimiz biliyoruz. Ve bu da işte takımın başına geçmek için iyi bir neden olabiliyor. Tabi dünya da geçerli olan kara para aklama için de futbolun çokda uygun bir yer olduğu su götürmez bir gerçek. Tabi bu saydıklarım birilerinin özeli için yazılmış şeyler değil. Hepsi bu saydıklarım için yapıyor diyemeyiz. Gerçekten bunu hobi olarak takım aşkı olarak yapanlarda çıkacaktır. Çıkmıştır da.

Bizim seçimimize gelirsek. Şu anki başkanımız Aziz Yıldırım bu güne kadar başarılı da başarısız da olsa bir çok şeye imza atmıştır. Özellikle tesisleşme, şirketleşme anlamında büyük yol kat ettik. Şampiyonluklar da yaşadık. Şampiyonlar liginde çeyrek final de oynadık. Ama şu da bir gerçek ki artık sempatisini ve de güvenini taraftar nezdinde kaybetmiştir. Bunun birçok nedeni var. En başında bireysel davranışlar olarak görüyorum. Hatırlayalım; Zico’nun gönderilişi, Yanal, Alex’in gönderilişi. Yani takım başarılı, hoca başarılı, futbolcu başarılı. Aman aman yapılmış çok büyük bir spor ahlakına sığmayacak şeylerde yapılmamış. Ama bir şekilde bunları kazanmak başarıların devamını getirmek yerine kendi bireysel hırsları yüzünden takım mahvedilmiştir. Taraftarın görüşü düşüncesi hiçe sayılmıştır. Ki takımı takım yapan taraftardır. Taraftarsız takım hiçbirşeydir. Düşünün Alex’in taraftar heykelini dikiyor. Ama senin umurunda değil. Yok şöyle böyle deyip kapı dışarı ediyorsun.

Bu seçimde de içimizden başka da bir aday çıkmayacağına göre Ali Koç’un takıma büyük sinerji kazandıracağını düşünüyorum. En azında burjuvazi kültürünü almış, lümpen olmayan, duruşuyla konuşmasıyla düşüncesiyle takıma çok şey katacağını düşünüyorum. Aslında Aziz Yıldırım’ın şu an aday olmamasını dilerdim. Çünkü tekrar kazansa bile bu taraftarın gönlünü kazanması zor artık. Eğer kendini değil takımı düşünüyorsa çekilmeli. Yok tekrar seçilirse taraftar artık bu konuda bir tavır almalı. Günü kurtarmak adına verilen ödünler takıma daha da zarar vermekte bu da hepimizin umudunu kırmakta ve de moralini bozmaktadır.

Saygılarımla

Muhsin Özdemir

Banner Content

0 Yorumlar

YORUM YAPIN