Pazartesi, Ekim 15, 2018

Philip Cocu;

20.09.2018 dinamo zagreb Fenerbahçe” maçında alınan 4-1’li mağlubiyet sonrası başta  medya ve basın olmak üzere “gönderilmesi” gerektiği vurgulanan `Fenerbahçe’nin 3 aylık teknik direktörü` ….
şu ana dek oynadığı 8 resmi maçta 2 galibiyet 1 beraberlik ve 5 mağlubiyet alarak hesap defterinin kabardığını söyleyebiliriz..

peki `Philip Cocu kalmalı mı gitmeli mi`?
gidecek mi kalacak mı?
bu soruların cevabını aslında başkan Ali Koç camia sesleniş 2 programında canlı yayında açıklık getirmişti…

bu durum başkan Ali Koç’a sorulduğunda;

“eğer büyük bir facia yaşanmazsa kalacağını, yaşanırsa ocak ayında gönderilmesinin düşünülebileceğini” belirtti…

aslında bu cümlenin meali şu, Cocu en az ocak ayına kadar ne sonuç alırsa alsın takımın başında kalacak…
sezon ortasında ligdeki duruma, gidişata, oyunun ve takımın gelişimine ve puan cetveline bakılarak bir karar verilecek…
eğer  Cocu kafasındaki planı sahaya yansıtabilirse yada gelecek yıl yansıtabileceğinin sinyalini verirse devam edecek…

hayır eğer oyun anlamında ve gelecek anlamında sinyaller vermez ve takım bir faciaya doğru yol alacaksa yollar ayrılarak, yönetimin kafasındaki felsefeye uygun yeni bir yapılanma içerisine girilecek…
bu yapılanma için de vakit kaybetmemek adına erken davranılarak, yeni hocanın takıma uyumu, taktiklerini oyunculara aktarması, ligi tanıması için ligin 2. yarısında takıma kazandıralacağını anlıyorum bu söylediklerinden…

aslında olması gereken budur…

şuan herkes olası bir bjk maçı yenilgisi ile Cocu’nun ipinin çekileceğini düşünse de, ben en az devre arasına kadar kalabileceğini, hatta sonuçları beğenmesek dahi eldeki veriler ışığında önümüzdeki sezon da takımda kalabileceğini düşünüyorum…

peki bu kadar eleştirilen Cocu’nun eksileri ve artıları nelerdir`?
aslında 3 ay kadar kısa bir sürede bir teknik adamı, teraziye koymak çok doğru olmasa da, Cocu beklentilerin altında kalan performansı ile maalesef bu kefeye erken oturtuldu…

-öncelikle cocu’nun bir futbol geleneği olan kulüplerden gelmesi ilk başta bir avantaj olarak görülse de bir  “dezavantaj”
çünkü bu tip takımlarda oturmuş bir düzen vardır, bu düzenin üzerine siz kendi birikimlerinizi koyarak sonuca ulaşmaya çalışırsınız..

ancak Fenerbahçe ise tam bir kaos ortamından çıkmış, başkanlık seçimleri dahi savaş alanı gibi geçmiş..
yeni bir yönetim ile `kaostan sıyrılmaya çalışan` düzenin olmadığı ve aslına bakarsanız kaosun halen devam ettiği bir kulüptür..
Avrupalı hocaların çoğu bir düzenin içerisinde ilerler ve karşılıklı bir şeyler öğrenerek ve öğreterek başarı kovalarlar..
bu ortamda kaos ile baş edebilecek bir hoca gerekliyken, Cocu’nun bu kaosu aşıp aşamayacağı en büyük soru işareti…

-`Cocu’nun Türkiye ligine ve yerli oyunculara`, `Türkiye’deki taraftara uzak olduğu ise aşikâr`…
Türkiye aslında çok köklü kulüplerin bulunduğu ancak buna rağmen futbol yönetimlerinin sadece kâr zarar hesabıyla çalışarak sadece günün sonuna baktıkları, futbol tutkunu bir ülke…
keza taraftarı da öyle…
son yıllarda her ne kadar şehir ve semt takımlarına destekler artmış olsa da, Türkiye’de halâ en yüksek beklentiler Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi kulüplerde…
bu nedenle ülkenin en büyük takımının başarıya aç taraftarını kısa vadede doyurmak, uzun soluklu bir maceraya atılan hoca için hiç kolay değil

tam bu noktada Cocu sanki;  “ben buraya 2 yıl sonranın kadrosunu kurmaya geldim, benden hemen başarı beklemeniz beni şaşırttı” der gibi…

hatta bence gibisi de fazla…
bunu son olarak dinamo zagreb maçında gördük, ileriye dönük olan düşünceleri taraftar baskısıyla günü kurtarma hedefine dönüşmüş olacak ki, aklının hafta sonu oynanacak olan Fenerbahçe Bjk derbisinde kaldığını kendisi de itiraf etti…

`-Cocu büyük bir uyum sorunu yaşıyor`…
Türkiye’de özellikle yerli oyuncular gerek teknik ekibe, gerek yönetime hatta gerekse taraftara karşı aşırı duygusallardır…
hocaları bir baba, bir ağbi gibi görmek isterken, taraftarların da onları çok sevmesini bağrına basmasını isterler…

ancak Avrupalı bir çok teknik adamda böyle bir istek ve davranış yoktur…
onlar kendi deyimleriyle “profesyonel” olmak zorundadırlar ve duygusal bağ kurmaktan çok hedefe birlikte ulaşma isteğindedirler..
bu nedenle onlar işin duygusal yanına çok fazla bakmazlar…

yani yerli oyuncular, yerli bir hocadan; ” hadi koçum göreyim seni göster kendini bu maçı sen çevirirsin Allah’ına kurban, çık oyna hep beraber alnını öpelim `haydi aslanlarım Allah utandırmasın`” gibi gazlama bir konuşma duyabiliyorken,
yabancı hocalardan;
bu maç senin kariyerin için çok önemli artık kendini göstermelisin eğer bu maçı alırsak önemli bir puan alacağız ve seninle ilgili fikrim senin oyununa göre şekillenecek” şeklinde bir konuşma duyabilir..
ve bu yaklaşım gerek yerli oyuncuları gerekse diğer Akdeniz tipli (ki kadroda bolca bulunmakta) duygusal bağ kurmaya çalışan oyuncular arasında samimi karşılanmaz…

bunun aslında en basit sosyolojik açıklaması; Türkiye, Cezayir, Fas, Brezilya veya Almanya, Fransa gettolarından azınlık olarak gelmiş oyuncuların genelde “yokluk” “fakirlik” “aileyi futbol oynayarak kurtarma” gibi hem maddi hem de manevi misyonlarının olması, hem de “ezilmiş” bir azınlığın ürettiği duygusallıkla yetişmiş olmalarıdır..

oysa Avrupa’da orta sınıf bir ailenin çocuğu futbola sevdiği ilgi duyduğu bir spor olarak başlar ve eğer yetenekliyse “eğitim” ile bir yerlere getirilir ve disiplinle profesyonellikle yetişerek futbolcu olur…
yani bir tarafta o duygusallıktan kopamayan bir genç, diğer tarafta futbolu profesyonel bir iş olarak benimseyerek kendine kariyer hedefi çizen bir genç…
işte bu noktada hocanın bunlardan hangisine yakın olduğu önemlidir..
Türkiye’de yerli futbolcular ilk örneğe girerken, yabancı hocalar genelde 2. örneğe girmekte ve bu da hoca oyuncu uyumsuzluğuna neden olmaktadır..
cocu’nun uyum sorunu”da tam burada başlamaktadır

gelelim oyun alanına

-burada ilk göze çarpan şey Cocu’nun kararsızlığı
aslında bu konuda ilk etapta kendisine haksızlık yapmak istemem..
takımın başına geçtiğinde eline verilen kadro ile şu anki kadro arasında dağlar kadar fark var.
11 yeni oyuncunun, takıma görece “geç” katılması sonucu sürekli bir diziliş şablonu oluşturmaya çalışıyor..
ancak buradaki en büyük hatası, takımı bir şablonun üzerinde oturtup maç içerisinde oyuncu değişiklikleri ile diziliş değiştirmeye gitmeyip, direkt her maça farklı 11’ler ile başlaması en büyük hatası…
bu durum hem kendi öz güvenini, hem oyuncuların motivasyonunu hem de taraftardaki güveni yıkıyor….

– taktiksel organizasyonların sahada görülememesi
sahada ne yaptığını bilen bir oyundan çok, oyunun akışına göre bireysel çabalarla bir şeyler yapmaya çalışan bir Fenerbahçe görüyoruz…
diğer takımlar için söyleyebileceğimiz;
“kanatlardan içeriye orta,
orta sahada ani baskıyla top kapma,
uzun toplarla kontratak,
etkin pas trafiğine uygun oyun”..
bunları veya buna benzer başka bir taktiğini sahada göremiyoruz..
oyuncuların kişisel becerileri ile bir şeyler yapmaya çalıştığı ve bir kaç duran top organizasyonu dışında sahada, Cocu’nun taktiksel bir yansıyışını görememek, Cocu’nun taktik bilgisinden çok oyunu okuyamadığını gösteriyor bize..

oyun içi müdahalelerin yetersizliği
hazırlık maçlarını bir kenara bırakırsak, oynanan 8 resmi maçta Cocu’nun en çok eleştirilecek kısmı ve en istikrarlı olduğu konu budur..
8 resmi maçın hepsinde oyuna müdahalede geç kaldığını ve hepsinin standart 60-65 ve 80-90. dakikalar arasında yaptığını görebilirsiniz…
bu Cocu’nun sahadaki oyunu okumaktan çok, oyunu kendi kafasının içerisinde oynadığını gösteriyor bize..
yapılan değişiklikler ise genelde hücum çıkartıp defansif oyuncu almak orta sahadan oyuncu çıkartıp 3’lü forvete dönerek ezberlenmiş bir şekilde oluyor..
saha içinde takım, `S.O.S` sinyalleri verirken oyunda bir müdahalesinin olmaması ve oyuncu değişikliklerini `panikle` yapması, takımın da paniğe kapılmasına neden oluyor.

sonuç olarak; Philip Cocu kötü bir teknik adam değil..
belki Fenerbahçe’ye geliş zamanlaması bir nebze uygun değil diyebiliriz ancak yine de bu tarz hocalar uzun vadede hem öğreterek, hem öğrenerek kalıcı başarılara imza atabilirler..

peki Cocu gitmeli mi dediğinizi duyar gibiyim;
şahsi fikrim, cocu’nun şapkasını önüne koyarak kendi içerisinde hesaplaşmasını yapması gerek..
ondan istenilenleri, taraftarın isteklerini ve kendi isteklerini ölçüp tartması ve bunun sonucunda bir karar vermesi gerek..
böyle bir kaos ortamını sırtlayıp, baskıyı kaldırıp kaldıramayacağını düşünmesi ve eğer kaldırabilirim derse yukarıda saydığımız hatalardan bir an önce dönmesi gerek..

Fenerbahçe için yeni bir hoca” yeni bir macera demek, taraftarların fısıldadığı Aykut Kocaman ve Ersun Yanal isimleri ise `yeniden` vurgusu yapılan yeni felsefe için, ne kadar uygun olduğu ve “yeniden yapılanmanın” uygunluğu düşünülmelidir..
Ancak Ali Koç başkanın dediği gibi acele etmeden bekleyerek karar verilmelidir.

Ve kişisel görüşüm bu geçiş sürecinde eğer Cocu ile devam edilecekse mutlaka yanına Fenerbahçe’yi tanıyan, alt yapısını bilen, hatta üst yapısında da görev almış, Türkiye ligini bilen menajerlik ve hocalık yapmış total bir ismin görev alması gerektiğidir…

yazımı burada bitirirken sizlere söyleyebileceğim en önemli şey; bu süreçte güzel günlere olan inancınız solmasın dostlarım…
zira biz Fenerbahçemizi;
Bir inancın yüceliğinde bulduk, bir kavganın güzelliğinde sevdik.
ve bitmedi bitmeyecek o kavga
ve sürecek
yeryüzü Fenerbahçe’nin yüzü oluncaya dek.…..

Banner Content

0 Yorumlar

YORUM YAPIN