Salı, Aralık 11, 2018

Tribünde Toplumsal Cinsiyet ve Hallerimiz

iz

 

    Gramsci’nin “açık havada ortaya konan insan sadakatinin krallığı” olarak tanımladığı futbol, medya, taraftar ve tüketim kültürü, milliyetçilik, şiddet, spor etiği, endüstriyelleşme, mafyatik ağlar, yeni liberal ve muhafazakârlık ile ilişkisi bağlamında giderek hayatımızın ayrılmaz bir parçası oluyor. Diğer yandan polis şiddeti olgusuna aşina taraftar gruplarının direnişler ve direniş içinde yer alma biçimleri de tarihteki başka örnekler gibi sempati topluyor. Gezi Direnişi’nde, Tahrir Meydanı’nda spor kulüpleri taraftarlarının topladığı beğeni bunun örneğidir. Gezi isyanı boyunca tam saha baskı, rakibe oyun kurdurmama ve topsuz alanın oyunun önemli bir gerçeği olduğunu Çarşı grubu, Sol Açık, Tek Yumruk başta olmak üzere taraftar grupları bize göstermiştir. Taraftar grupları Gezi isyanında çift yönlü oynayabilen, oyun kurucu orta saha özellikleriyle ortaya çıkmıştır ve muhalefetin alanı genişletmiştir. Popüler kültürün taşıyıcı ve üreticileri olarak taraftarlar şiddete aşinalıkları, spontanlıkları ve ürettikleri bağ duygusuyla Gezi isyanı boyunca solun futbola-spora-dair bakışında değişim yaratmışlardır. Hayatla ilgili kapitalizmin illüzyonları varsa ezilenlerin de devrimi vardır ve Gezi direnişinden sonra futbolun ayaktakımının ayaktopuna dönüşmesi için mücadele edilmelidir. Tribünler ve muhalefet olanakları bu nedenle başka bir yazıda ele alınacaktır.

Spor medyasının ve stadyumların ses/koro spektrumuna baktığımızda toplumun yeni liberal/muhafazakâr zihniyet kodlarını, ötekileştirme süreçlerini, yeni kapitalizmin daha da endüstriyelleştirdiği futbolun yıldızlara tapınma ve imajlar üretme/pazarlama becerisinin etkilerini görmek mümkündür. Çünkü dil kültürün ve zihniyetin taşıyıcıdır. Medya, Türkiye toplumunda futbol aracılığıyla şiddet kültürünü yeniden üretilmesinde göze çarpan en önemli kurumdur ve medyanın söylem pratikleri temel olarak şiddet kültürünü belirli ideolojiler aracılığıyla üretmektedir.  Bu yolla futbol üzerinden hayata karşı bir iktidar teknolojisi üretilmektedir. Medya söylemlerinin futbolla ilgili temel ideolojik araçları milliyetçilik ve cinsiyetçilik çerçevesinde belirlenmektedir. (Diyarbakırspor örneği ve Anadolu takımlarıyla karşılaştığında maruz kalınan Kürt düşmanı söylem ve küfürler bunun örneğidir). Futbol söylemlerinin milliyetçilik[1] ve cinsiyetçilik ideolojilerini kurgulamaları temel olarak söylemlerin şiddet unsurlarını farklı şekillerde bir araya getirmeleriyle mümkündür (Öte yandan futbolun taraftarlara sunduğu başarıya ortak olma, kendinin kılma gücü ve başarısızlığın yarattığı hayal kırıklığı, geçim ve yaşam stratejileri üretmekte mahir olmak zorunda olan toplumsal kesimler için haftada yaşanan ve üzerine bütün hafta konuşulan bir nevi aile içi meseledir. Bilinir ki aile içi meselelere dair dışarıya verilen tepkiler erkek zihniyetinin göstergeleridir). Milliyetçi, cinsiyetçi/eril dil ; hegemonik erkeklik söyleminin de taşıyıcısıdır[2]. Stadyumdaki cinsiyetçi dil de sporun (futbolun) eril bir alan olduğu fikrini güçlendirmektedir. Diğer yandan homofobik sloganlar, futbol stadyumunun “eşcinsel erkeklerin cinselliğinin değersizleştirilmesi ve cinsel aktiviteleriyle dalga geçilmesine dayanan” retorik alanının üretilmesine yardımcı olmaktadır. Erkekler cinsiyeti ve cinselliği söylem aracılığıyla denetledikleri için sloganlar çoğunlukla cinsiyetçi, kadın düşmanı ve homofobik olmaktadır[3]. Bu hakaret içeren söylemler genellikle erkek saygınlığını zedelemeyi amaçlarlar Kazananlar ve kaybedenler “eşcinsel erkeklerin varsayılan cinsel aktivitesi üzerinden sosyal güç ilişkisi içinde” konumlandırılırlar. Bilinir ki, Anadolu’da, kentlerin mahalle dokusunu koruduğu zamanlarda ilk cinsel deneyim “milli olmak” deyişiyle ifade edilirdi. Buna paralel gol, futbol ve seksin ortak sözlük dağarcığında yer alır. “Gol” sembolik olarak penisin yerini almakta, gol sevinci de bir tür boşalma hezeyanı biçimine bürünmektedir. Gol sevinci beden postürü olarak penisin, belin, kolların gösterge haline geldiği biçimler alır. Gol atmak anlamına gelen kelimeler “çakmak”, “girmek”, “koymak” ve “sokmak”tır. Bir takım gol atınca, taraftarlar genelde anal ve diğer tecavüz biçimleriyle ilgili sloganlar atmakta veya kaleciye “düşük performansı” nedeniyle hakaret etmektedirler[4]. Bu kapsamda erkekler başarılı cinsel zaferlerinin ardından “gol atmak” deyimini kullanırlar.

Can Kozanoğlu’nun[5] belirttiği gibi, seyirlik bir spor olarak Türkiye’de neredeyse tüm erkeklerin günlük yaşamının bir parçası olan futbol ağırlıklı olarak ‘Üç Büyükler’ etrafında dönen bir taraftarlık kimliği ile oluşmaktadır. Türkiye’de futbol gündelik hayatın en popüler metinlerinden biridir. Medyada bu temsiller taraftarın sesi olma iddiasıyla yer alır. Bu iddia homofobik ve ayrımcı slogan ve tezahüratlarda da tezahürünü bulur. Yakın zamanda yayımlanmaya başlayan AMK diye bir spor gazetesi ismiyle dahi cinsiyetçi ve şiddet içeren bir futbol dilinin yansımasıdır.

Ülkemizde milyonlarca insanın medya aracılığıyla takip ettiği futbol, spor medyası başta olmak üzere eğlence ve spor endüstrisinin en önemli etkinliklerinden birisidir. Dünya Kupası, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası, Avrupa Futbol Şampiyonası, aldığı sponsorluğa göre (Turkcell, BankAsya, PTT, Spor Toto Süper Lig gibi) ismi değişen Süper Lig bu faaliyetler arasında en popüler olanlarındandır. İzlenme oranı son derece yüksek olan bu spor etkinlikleri yoluyla medya, sporda/futbolda egemen sembollerin ve değerlerin tüm dünyaya yayılmasına hizmet etmektedir. Medya hegemonik erkeklik imgesini futbol üzerinden üretmektedir.  Popüler kültürle beslenen hegemonik bir erkeklik temsili çerçevesinde hem yazılı ve görsel medyada özellikle futbol haberlerinin sunum şekillerinden hem de sosyal medyada yer alan taraftar yorumlarından anlaşılacağı üzere gündelik hayatımıza etkisinin incelenmesi için son derece önemlidir. Popüler futbol kültürü, özellikle 1980’li yıllarla birlikte popüler bilinçteki anlam, tema, kod, mit ve söylemlerin etrafında örülen bir anlamlandırma sisteminin yoğunlaştığı temel “metin” haline gelmiştir[6]. 1990’larla birlikte medyanın spor sayfaları artmış, azımsanmayacak tirajlara ulaşan futbol ağırlıklı günlük spor gazeteleri çıkmıştır. Buna koşut olarak cinsiyetçi, ırkçı, homofobik söylemlerde radikalleşme de gözlemlenmeye başlamıştır.

Stuart Hall[7], medyanın toplumdaki tahakküm ilişkileri içinde sürekli olarak inşa edilen ve tekrar tekrar üretilerek pazara sunulan temsil pratikleri ile iktidar ilişkilerini ve ürünlerini meşrulaştırdığını söyler. Spor basının uyguladığı temsil ilişkileri ve söylem egemen zihniyetler dünyasının da kodlarını yeniden üretmektedir. Bilinmektedir ki spor sınıfsal, kültürel, etnik/ırksal ve toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik ilişkilerinin, eşitsiz güç/iktidar ilişkilerinin yeniden üretilmesi sürecinde hegemonya mücadelesinin gerçekleştiği önemli bir kültürel alandır.

Can Kozanoğlu’na göre popüler kültür, “her çağda var olmuş olan insan ihtiyaçlarını daha endüstriyel, süslü, renkli, canlı ve bol çeşitli olarak seyircilere sunarak var olur” . Popüler kültür geçimini, halkın bir zamanlar sahip olduğu, tamamen kendine ait bir kültürü dönüştürerek ve kendine mal ederek sağlar. Bir zamanlar halkın/işçi sınıfının oyunu olan futbolun, zaman içinde halkın elinden alındığını ve medya yoluyla izleyiciye sunulan bir eğlence biçimine dönüştüğünü biliyoruz. Futbolun popüler kültür endüstrisinin bir ürününe dönüşmesi ve gündelik hayata etkilerini irdelemek bu anlamda önemlidir. Bugün özellikle erkek futbolseverler için gündelik toplumsal yaşam nasıl futbola göre düzenleniyorsa buna paralel olarak futbolun medya aracılığıyla hegemonik erkekliğin inşasında ve yeniden üretilmesindeki rolü de son derece önemlidir.

Bu bağlamda genel olarak futbol medyası egemen toplumsal kimliklerin söylemsel (yeniden) kuruluşunda etkin bir rol oynamaktadır. P. Bourdieu belirli bir konuya (edebiyat, sanat, eğitim sistemi, spor) odaklanan statünün, bilginin ve yararların üretimi ve dolaşımı ve bireylerin statüleri arasındaki iktidar ilişkilerinin tarihsel ağı olarak bir sosyal alan tanımlar. Böylesi bir sosyal alan kavramı bir tür egemen erkeklik imgesi olan “hegemonik erkeklik” kavramı ile yalnızca kadınları değil alternatif erkeklik hallerini ve imgelerini de baskı altına alan ve marjinalleştiren bir hegemonik üretime odaklanabilmek açısından önemlidir. Çünkü hegemonik erkeklik, sadece zor ya da şiddet üzerinden işlemez. Kavramın asıl değeri, erkeklerin kadınlara ve birbirlerine karşı kurdukları tahakküm ilişkilerinin inşasında kültür ve kurumlar üzerinden işleyen ikna ve rıza pratiklerine göndermede bulunmasında yatmaktadır. Hegemonik erkeklik, toplumsal süreçler içinde idealize edilmiş bir erkeklik formunun devlet, medya gibi kurumlar vasıtasıyla nasıl tüm topluma yayıldığına işaret eden bir kavramdır. Hegemonik erkeklik, “erkek olmanın anlamı nedir?” ve “bir erkek nasıl olmalıdır?” sorularının yanıtı üzerinde yapılan bir mücadelenin sonucunda kazanılan konuma işaret eder[8].

Heteroseksüel bir özelliğe sahip olan hegemonik erkeklik, tabi kılınmış erkeklik biçimi olan eşcinselliği, yani alternatif bir erkekliği ortadan kaldırmak için giriştiği mücadeleyle varlığına anlam kazandırma çabasındadır. Yok etme niyetini de açık bir şekilde ifade etmez. Yaptığı şey, ötekileştirdiği, “erkeklik” ile hiçbir şekilde bağdaştırmadığı, tabi kıldığı eşcinselliği, olumsuz bir referans olarak kodlayarak ona karşı bir mücadele geliştirmektir. Ancak bu mücadele, eşcinsellere yönelik şiddeti ve her türlü ayrımcılığı bünyesinde barındırır.

 

Bugün alternatif spor medyası ve taraftar forumlarıyla yeni bir dil ve kültür oluşturmalıyız. Bunu sağlayacak bilinç ve olanaklar sol tandanslı taraftar gruplarında (Sol Açık Fenerbahche, Halkın Takımı vb.) mevcuttur.

Sol taraftar gruplarının, yeni bir eğlenme kültürüne de öncülük etmesi beklenmelidir. Kadınları, kadınsılığı ve çocukları dışlayan eril tribün kültürünün karşısında yeni bir söylem kurmalıdır. Yeni bir korosal söz siyaseti üretmelidir.

 

Sol taraftar grupları, mizahın, eğlencenin, dayanışmanın ve ötekilerin sesi olmayı daha çok başardıkça yeni bir kültürün de taşıyıcısı olacaktır.

 

Sol taraftar grupları, Althusserci anlamıyla futbolun kitleleri etkileyen gücüyle ideolojik bir aygıt işlevi gördüğünün ve kapitalizm içersinde endüstriyel bir biçim alarak bir oyun olmaktan çıktığını bilmekte ve eleştirel bir pozisyon almaktadırlar. Ancak Sol taraftar grupları, futbolun iktidar mücadelesi bağlamında, egemen ideolojinin yeniden üretimi için kullanılabileceği gibi muhalif anlamda toplumsal özgürleşme sürecinin bir öğesi haline de getirilebilir. Muhalifler, futbolu örgütlenme ve yeni toplumsal biçimleri üretmek amacıyla bir iletişim biçimi olarak kullanabileceğini göstermektedir.

Küresel spor piyasasının milyonlarca dolarlık sansasyonel transferleri, popüler futbol ikonları, ileri teknoloji ürünü statlar, ultra modern tesisler vs. ile taraftarlık bitmiş müşteri haline gelmiştir. Bu yönelimden dolayı sosyolojik belirlenimler oluşturulmuştur. Örneğin geçici taraftar, yerel taraftar, kendini adayan taraftar, fanatik taraftar ve işlevsiz taraftar vb. Piyasa endeksli bir dolu başka kategori de bulunmaktadır. Sol taraftar grupları, bütün bu dönüşümün gücüne kapılmadan halkın spor yapma hakkını da gündeme getirdikçe başka bir taraftarlık ilişkisi de büyütecektir.

Başka Bir Taraftarlık Mümkün!

MAHMUT YILMAZ

[1] 1990’lı yıllarda Trabzonspor örneği üzerinde özellikle durulmalıdır. Kentin milliyetçileştirilmesinde Trabzonspor ve faşist kimliği ile bilinen Ünal Karaman önemli işlev görmüşlerdir. Gündelik hayatta faşizmin hegemonyasının oluşmasında futbol etkili olmuştur. Bu konuda FEK Devrimci Gençlik Dergisinde o yıllarda bir değerlendirme yazısı yazılmıştır.

[2] Bazı karşı taraftar gruplarının Galatasaray’ı aşağılamak için yaygın olarak  “Gaysaray” diye paylaşımlarda bulunması bir Fenerbahçeli olarak sıkça tanık olduğum bir durumdur. Ama ürküntü duyarak tanık olduğum (bir Ankaragücü-FB karşılaşmasıdır) zoofil slogan “eşeği s.k sıra sizde”dir.

[3] Gezi isyanında kadınlar duvarlardaki küfürleri silip “küfürle değil inatla diren” yazdılar. Gezi isyanında kadınlar, İstiklal Caddesi’nde duvarlardaki cinsiyetçi ve homofobik dille oluşturulmuş yazılamaları sildiler. “AMK” yazılarını “AŞK”a çevirdiler, küfürlerin üzerini boyayıp, feminalar çizdiler. Bu isyanın içeriğine içerden bir müdahale olarak isyanın tarihinde yer aldı.

[4] Türk futbolunun renkli simalarından Yılmaz Vural, Sanicaboru Elazığspor’un başındayken Kayseri’ye 4-1 yenilmelerini; “Kayserispor resmen bize tecavüz etti. Kolay goller yedik, karşılık verdik ama yeterli olmadı.” diyerek açıklamıştır.

[5] Kozanoğlu, Can. Türkiye’de Futbol /Bu Maçı Alıcaz. İstanbul: Kıyı Yay., 1990.

[6] Erdoğan, Necmi. “Populer Futbol Kültürü ve Milliyetçilik.” Birikim 49 (1993): 26-33.

[7] Hall, Stuart. “Popüler Kültür ve Devlet.” Popüler Kültür ve İktidar. Ed. Güngör, Nazife. Ankara: Vadi, 1999.

[8] Türk, H. Bahadır. “Eril Tahakkümü Yeniden Düşünmek: Erkeklik Çalışmaları İçin Bir İmkân Olarak Pierre Bourdieu.” Toplum ve Bilim 112 (2008): 119-146.

Banner Content
Tags: ,

Benzer Yazılar

Benzer Yazı Bulunamadı

0 Yorumlar

YORUM YAPIN